YABANCI DİZİLER NEDEN POPÜLER?

Televizyon sektörünü ayakta tutan en önemli unsurlardan biri elbette ki dizilerdir. Genellikle haftada bir gün yayınlanan diziler (tekrarlarını saymazsak) televizyon kanallarının vazgeçilmez programlarındandır. Türk televizyonları da bu konuda oldukça yoğun bir yayın akışına sahiptir. Her sezon, her kanalda konusu benzer ama oyuncu kadrosu farklı diziler kanallarımızı işgal etmeye devam ediyor. Başrol erkek ile başrol kadın bir şekilde tanışıyor, aşk ilişkisi yaşamaya başlıyor, aileden veya arkadaş çevresinden yaptığı her hareketi televizyon ekranına bağırmamızı sağlayan bir kötü karakter ile bol silahlı, bol hastaneli bölümler birbirini kovalıyor. Hal böyle olunca televizyonda aradığını bulamayan insanlar (büyük çoğunlukla gençler) internet üzerinden yabancı dizilere doğru yelken açıyor. Peki, bizim televizyonlarımızda olmayan ne var bu yabancı dizilerde?

Öncelikle tür açısından oldukça geniş bir yelpazeye sahipler. Bilim kurgu, fantastik, aksiyon, gençlik, mitoloji, korku, spor, macera, gizem vb. konular oldukça başarılı şekilde işleniyor. Konu bütünlüğü korunuyor, gereksiz diyaloglar oldukça az, bölüm süreleri sezon içerisinde 40, sezon finali/final bölümü gibi özel bölümlerde ise maksimum 60 dakika bizi ekrana kilitliyor. Üstelik bir senede 30 bölüm yerine maksimum 19-20 bölüm yayınlanıyor. Hal böyle olunca dizilerin yayında kalma yılları da genellikle en az 4 en fazla 12-13 sezon sürebiliyor. Teknoloji ve bilim yapımında ve konusunda fazlasıyla yer alıyor. Özellikle bilim kurgu, tarih, biyografi, macera, gizem türlerinde yer alan dizilerde teknoloji ön planda ve gencinden yaşlısına herkesin kullanabildiği, topluma tamamen kanalize olmuş bir öğe olarak karşımıza çıkıyor. Görsel efektler konusunda ise sanki dizi değil de film seyrediyormuşsunuz hissi verecek kadar gerçekçi ve estetik görüntüler ortaya çıkıyor. Olay örgüsü; başrol oyuncularının aşk üçgenlerinden ziyade her bölüm farklı sırların ve hikâyelerin ortaya çıktığı, heyecan ve merak unsurlarının seyirciye adeta enjekte edildiği laboratuarlara dönüşüyor. Yabancı dizilerin bir başka seyirciyi kendine çeken unsuru da bölümün baştan sona akıcı şekilde ilerlemesi, araya reklamların girmemesidir. Türk dizilerinin yayın saatleri oldukça uzun, bir de buna bölüm başında yarım saati bulan bir önceki bölüm tekrarları ile en heyecanlı noktada giren reklamları eklediğinizde seyir zevki tamamen düşüyor. Bir de başımıza “Ürün Yerleştirme” çıktı. Örneğin; dizinin karakteri çamaşır yıkıyor, bir anda eline x marka deterjanı alıp “Bu x ürününü kullanmaya başladığımdan beri elbiselerim daha temiz” gibi bir replik söylüyor. Gerçekten merak ediyorum; Türkiye’de seyrettiği dizideki karakter x marka ürünü aldı diye markete gidip o x marka ürünü alan kaç kişi vardır acaba? Yabancı dizilerin bir diğer etkileyici unsuru kendi içlerinde bir evren kuruyor olmaları. Nedir bu evren? Birkaç dizinin aynı yapım şirketinden çıkması sonucunda dizilerin ve karakterleri aynı zaman diliminde olay örgüsünü işlemesi, hatta bazı bölümlerin ortak çekilmesi de dizi evrenlerini bir hayli ilginç hale getiriyor. A dizisinde gördüğünüz karakterleri B dizisinde mantıklı bir şekilde misafir edilmiş olarak görüyorsunuz ki bu B dizisinin seyircisine “A dizisini seyretmezsen B’dekilerle nasıl bir etkileşimi var anlayamazsın” mesajını veriyor. Türk dizilerinde bunu hayal etmek oldukça güçtür. Bu yöntem hiç denenmedi diyemeyiz ama sonuçları pek başarılı olamadı. Aynı evrende bulunan bu diziler sayesinde tanıtımı yapılan karakterler beyaz perdeye de aktarılıyor. Hatta dizi evreni ile film evreni bazen iç içe geçen halkalar halinde seyirciye sunuluyor. Türk dizilerinde eğer askerlik veya mafya üzerine bir konu yoksa Türk Bayrağı görmek bile güçtür. Oysa yabancı dizilerde bayrağımız, tarihi kişiliklerimiz çok sık göndermelere maruz kalır. Çoğunluğu olumlu yönde olsa da bazı olumsuz göndermeler de mevcuttur. Her sene düzenlenen paneller ile dizilerin ve filmlerin tanıtım günleri gerçekleştiriliyor. Karakterler bu panellere katılıyor, hayranları ile buluşuyor, yeni sezon hakkında bilgiler veriyor. Bu dizi karakterlerinin giyim, oyuncak, teknoloji sektörlerine de katkısı gün geçtikçe büyüyor. Yurtdışında ilgi gören bu projeler yukarıda belirtilen sektörler aracılığıyla dış pazarlara açılarak ekonomik gelir sağlamakta da bir hayli yol kat etmiş durumdadır. Türkiye’de son yıllarda bu gelişmeleri görerek yeni televizyon çağına ilk adımlarını atmaya başladı. Televizyonda görmediğiniz, sadece internet üzerinden yayınlanan dizilerimiz artık var. Bu adım gerçekten önemlidir. Ancak senaristler konusunda reformlar değil devrimler gerekmektedir. “Ülkemin ilk küresel dizisi” diye büyük bir heyecanla seyrettiğimiz dizilerde yayın süreleri evrensel dizilerle eşitlenmeye başlasa da olay örgüsü yine aşk üçgenleri, bol silahlı ve hastaneli bölümlerle bize bıkkınlık getirmeye devam ediyor.

Aptal kutusu diye tabir edilen televizyonun gün geçtikçe hayatımızdan çıkarak yerini internet ortamına bıraktığı şu yıllarda, Türk dizi sektörünün yeniçağa ayak uydurması hem seyir keyfine hem ülke popülaritesine hem de ekonomimize önemli katkıda bulunacak önemli atılımlar yapması gerekmektedir. Keyifli seyirler…

 

İlkcan Alkurt

Çiğdemim Derneği YK üyesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir