SANDALDA AŞK

Fazilet Ünsal Eliaçık

Havalar ısındıkça, serinliğine sığınan insanları gördükçe uysallaşır deniz.

 Kıyıda ve suda hep aynı oyunlar oynanır. Çocuklar, minik küreklerle açtıkları çukurlara, plastik kovalarıyla deniz suyu taşır bıkmadan, yorulmadan. Babalar, yanı başına ıslak kumdan kaleler yapar.

Gençler, yakıcı güneşe kızgın kumlara aldırmadan, çığlıklar atarak kıyıda voleybol oynar. Denizde yüzerken; dalarak, taklalar atarak, amuda kalkarak, birbirlerinin omzundan atlayarak çılgın kahkahalarla eğlenirler. Kadınlar, yağ bağlamış kalça ve iri göğüslerine aldırmadan giyindikleri ufacık bikinilerle; şemsiye altında, bol dedikodulu konuşma eşliğinde, açılır kapanır iskemlelerinde gün boyu atıştırırlar.

Kel kafalı, koca göbekli erkekler kumlara serdikleri havlulara fok balığı gibi uzanırlar, manken edasıyla. Karınlarını içeri çekmeye çalışarak suya girer çıkar; duş almadan, kurulanmadan, kuma bulanmış, rengi bozarık havlularına uzanır, genç kızları süzerler gözlerini kırpmadan. Yaz bitmeden marsığa dönen, kayış gibi parlak tenlerinin yanında, gözkapakları beyaz far sürülmüş gibi durur utangaç, suskun. Kara güneş gözlükleri ardına sığınır, çoğu kaçamak bakışlar.

Mevsim dönmeye başlayınca; ışığını ve ısısını yitiren güneş dostluğunu, arkadaşlığını da bitirir. İnsanlar çekildikçe hırçınlaşır deniz. Eser gürler, köpürür taşar, soğur her şeyden, herkesten. Komiklik yapmaktan, gençleri, çocukları eğlendirmekten vazgeçer.

Bu yıl şöyle bir uğrayıp gitmişti yaz. Göçmen kuşlar kadar bile konuk olamadan. Ateş almaya gelmiş dedirtircesine. Geride kalan kıyı çalışanları, kısır döngünün bıkkınlık, miskinlik ve karamsarlığı içinde, son kazançlarının tentelerini indiriyordu birer birer.

 Bir gün önce sakin, temiz, durgun olarak anlatılan deniz imrendirmişti insanları. İstemle başlayan yüzme umutları, denizden taşan köpüklerin aksine lodosla birlikte ansızın sönüverdi. Yosundan başka yüzen tek şey kıyıya yakın demir atmış Faroz adlı beyaz minik sandaldı. Kıyı gezintileri yapılabilecek, iki küreğin ancak sığabildiği, çocukluğumuzun kâğıt kayıklarını, balıkçı lokantalarının servis tabaklarını andıran minyatür nesne;esintiyle birlikte lunapark gondolları gibi sağa sola savrulup, oynaşıyordu, delidolu sularla.

 Oyuncak olarak düşünülmüş denecek kadar küçük, bir kişinin zor sığacağı beyaz sandal, yazın gidişiyle üzgün; yalnızlıktan canı sıkkın dalgalarla oyalanıyordu.

Beldenin güneydoğusundan yola çıkan, şişman, kaba, koyu, kara bulutlar güneşin önünden ayrılmıyor, bu kasvetli ortama tuz biber oluyordu. Hava yağışlı olmasa da üç beş aile ancak vardı kıyıda. Kumsalda oturanlar saklanan güneşi görünce krem sürünmemiş, uzanmamış, soyunmamışlardı bile.

Kiralık şemsiyelerin altında şezlonglara ilişmiş orta yaş üzeri yabancı tatilciler kitap okuyor, bir ikisi küçük defterlere bir şeyler yazıyordu. Yerli yazlıkçılar, çiğdem çitlerken sohbet ediyorlardı. Estikçe teni serinleten, el ve ayakları hafiften üşüten hava, yüzme keyfi bırakmamıştı.

Locca Disko ve Ayyıldız Kafe’de yaz boyu kulakları yırtarcasına çalan müzikler kesilmişti. Demet Akalın, Hande Yener çığlıklarının boşluğunu, köpüklü dalgaların coşkun uğultusu ve serçe ötüşleri doldurmuştu. Tüm gücüyle varlığını hissettiren serin ve hırslı rüzgâr kabarmış suları, sahildeki kumları, alçalmış kara bulutları sağa sola ittirip kakıyor, sonbahar hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu.

Önünde selesi bulunan bir bisikletle gelen genç çift bu ortamdan hiç etkilenmemiş olmalı, soyunmak, yüzmek için en ufak bir kararsızlık göstermedi. Son tatilcilerin, bulutlar ardında yiten loş güneşin, sahilde ikircikli ve hayal kırıklığı yaşayan yazlıkçıların süzgün bakışları, bulanık yalpalara dalıp giderken; iki genç, vücutlarını soğuk suya alıştırmaya bile gerek görmeden, atladılar çılgın dalgaların koynuna. Gözler, coşkuyla çırpınıp duran bomboş denizde, sessizce, sarmaş dolaş yüzen, öpüşen iki cesur sevgiliye takıldı ister istemez.

Sürat tekneleri, jet ski, deniz bisikleti, balina görünümlü botlar, kocaman bir muz şeklindeki su kayakları kaldırılmış. Görevlilerin çoğu, çoluk çocuklu olanlar evine barkına dönmüştü. Bekâr,işsiz ve okulsuz olanlar; biten yazın burukluğu, gevşekliği, hayatın yavaşlığına eşlik eden görüntülerle, bakar görmez, öylesine izliyorlardı çevreyi. Her yıl sezonun çok erken bittiğine inanmış hüzünlü, işleri kesat geçmiş, kırgın, bezgin, umutların geleceğe yönlendirildiği durgun bakışlarla.

İki esmer görevli işsizlik, yazdan kalma tatlı düşler, gelecek yazın beklentisiyle çevrede dolaşıyor. Suya girme cesareti gösteren çifte bakıyorlardı ara sıra, sahil boyunca yürürken. Çok yakın yüzmeler, arada sarılıp öpüşmeler; kaçamak bakışlardan, dikkatle süzmelere, derken tüm gözlere demir attı erotik görüntüler. İzlemek hoşlarına gidiyor görevli esmer gençlerin, gülümserken ağızlarının bir karış açıldığının farkına varmadan.

Gözetleme kulesi olarak yapılmış, ama hiçbir zaman amaca uygun kullanılmayan ahşap çardağın altındaki sandalyelere oturup, günbatımı izler gibi,yüzen gençleri seyrediyorlar gözlerini ayırmadan. Başka gören, bakan var mı diye, arada bir çevredeki insanları da çaktırmadan süzerek. Kaçırmamaları gereken anları vurgulamak istercesine.

Toparlanıp gidenler, arkasını dönenler, yüzlerinde olumsuz anlatımla gökyüzünü seyreder gibi yapıp kafasını çevirenler, havanın olumsuz davranışından olabilir. İki âşık umarsız, rahat, farkında değiller havanın, insanların; kimsesiz minik beyaz sandala yanaşıyorlar. İki eliyle sandalın kenarına tutunan kızı, arkadan sarılarak cılız kollarıyla kucaklıyor delikanlı. Dalgalar, sandalın itişleri, suyun dirilten serinliği ile bir süre ileri geri gidiyorlar,tek gövde halinde.

Sandala tırmanıyor balıketli, kumral, uzun saçlı genç kız. Arkasından delikanlı atlıyor. Karşılıklı oturuyorlar tek kişilik ufak teknede. Kızın göğüslerini okşuyor, bikininin üst tarafını indirip, öpmeye başlıyor delikanlı onlarca kişiye aldırmadan.Bacaklarını iyice açan kızın kucağına yerleşen delikanlı önce kızın bikinisinin altını indiriyor, sonra da kendi kırmızı mayo şortunu çıkarıp altlarına sokuşturuyor.

Şiddetini artıran rüzgâra eşlik eden sandalda, kız altta, erkek üstte; çevreye bir kere olsun göz atmaya gerek görmeden iş görmeye girişiyorlar. Sandalın arka kısımları dalgalarla yükseldikçe, delikanlının yanık teninde tek açık renk olan kalçaları, kış kabağı gibi ortaya çıkıyor. Kendi malları gibi sırt üstü uzandıkları teknenin sahibi, Locca Kafenin park yerindeki karavanlı tatilci yaşlı karı kocaymış.

Ağızları sulanarak izleseler de sonunda dayanamayan ikisi esmer, diğeri kumral üç görevli denize yanaşıp, ıslık çalarak, küfürle karışık bağırarak, sandala doğru el kol hareketleriyle kendilerinden geçmiş gençlere sesleniyorlar.

Kız daha çabuk toparlanıp suya atlıyor; yüzerek denizden çıkıyor, salınarak, diğer insanlar gibi, uygun adımlarla uzaklaşıp gidiyor sitelere doğru.

Karavanından fırlayıp, yaşından beklenmeyen çabukluk ve büyük kulaçlarla yüzerek, saniyeler içinde sandala varan yaşlı adam,giyinip suya atlayan delikanlının şortuna yapışıyor.

Sanki olanların en büyük sorumlusu kendisiymiş gibi utançla çırpınan sandala yapışan iki adam, tek kollarıyla itişip kakışıyor, tüm sahil sakinlerinin meraklı bakışları odağında.

Sonunda kırmızı şortu eline alan yaşlı adam sinirli, küfürlü sözlerle kıyıya doğru yüzüyor. Kumsalda bulunan voleybol alanının filesi sökülmüş kale direğine asıyor bayrak gibi. Hırsını alamayıp, denizde kalakalan, beline kadar gelen sudan bir adım ötesine gidemeyen gence bağırmaya, küfür etmeye devam ediyor.

Dışarı çıkamayan delikanlı pişkin, şaşkın bakakalıyor birkaç saniye. Kıyıya paralel yürürken, çok doğal bir şeymiş gibi yardım istiyor kumsalda oturanlardan. Şortunu istiyor utanç ve şaşkınlıkla bakakalmış ailelerden.

Birkaç yüz metre gittikten sonra tam olarak ne olduğunu anlamayan, kızlı kadınlı bir gruba sesleniyor, yardım eder misiniz, giyecek bir şeyler verir misiniz, üzerimde bir şey yok diyerek.

Sapık, deli, hasta olabilir diyerek uzaklaşıyor insanlar. Sahilin tenha bir yerinde bulduğu naylon torbaya sarınarak çıkıyor dışarı. Öyle pişkin ki yardımcı olmadığınız için teşekkür ederim diyerek, sitemli sözlerle laf dokundurarak.

Giyilmekten yıpranmış fakat temiz şort ve tişörtle geri dönüyor bir kaç dakika sonra. Miyop gözlükleri de gözünde. Bu hengâmede nerede, nasıl koruduysa.

Bisikletine ve telefonuna dokunmadım diye sesleniyor sandalın sahibi yaşlı adam.

Direkten şortunu alırken kızgın ve haksızlığa uğradığını düşünüyor olmalı; zeytinyağı gibi üste çıkıp, söylene bağıra, tehditler savuruyor sağa sola.

Verdiği dersin yeterli olduğunu düşünen yaşlı adam sinirleri yatışmış, hırsı dinmiş; babacan bir tavırla,azgın, umursamaz ve utanmaz zoraki konuğuna yanaşıp, elini omzuna koyarak son bir iki sözle yatıştırıyor delikanlıyı.

Bisikletine binen âşık, gözden kayboluncaya kadar, inanmaz ve şaşkın bakışlara takıldı kaldı.

Eylül 2012/GÜZELÇAMLI

Berfin Bahar Dergisi/ Ocak 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir