Merhabalar sevgili komşularım,

Çocukluğumu ve gençliğimi saymazsak, 29 yıl önce kedi sahibi olmakla başlayan tüylü serüvenim, yıllar geçtikçe ve sorunlarla karşılaştıkça, beslemekle bakmak arasındaki farkı daha iyi anlamamı sağladı. 4 kediyle birlikte yaşarken, hem ailem hem de misafirlerim açısından hijyen, tüysüz bir ortam çok önemliydi. Bazı dostlarım pek ses etmese de, bazıları dışarıda görüşmeyi tercih ediyordu. Ben de zaten kedilerimi bir odaya kapatmaktan yana olmadığım için, bu tercihlerini severek kabul ediyordum. Tam zamanlı çalışıyor olmam, sosyal aktivitelerim, o dönemde sıkıntılı olan sağlığım için çok dikkatli olmak epey yorucu olsa da, o sevgi dolu, çıkarsız, eğlenceli tüy yumakları ile birlikte yaşamanın bize kattığı değerlerin, büyümeyen sevgi pıtırcıklarının verdiği sonsuz ve koşulsuz sevginin paha biçilmez olduğu su götürmez bir gerçekti. 

Bahsettiğim dönemde henüz internet yoktu ve kedilerle ilgili yayınların sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. Bilgi edinebileceğim kaynaklar çok kısıtlıydı ama onların ve bizim sağlıklı olmamız için mutlaka bir yerlerden bir şeyler öğrenmem gerekiyordu. Her şeyin başının, doğru beslenme olduğunun farkına varmıştım.  Özel veteriner sayısı çok azdı. Kuru mamalar henüz çıkmıştı ve ödül maması olarak kullanılıyordu. Çoğunlukla akciğer ile besliyorduk. O nedenle, insan beslenmesi konusunda araştırmalar yapmaya başladım. Okudukça, hekim dostlarımla konuştukça, bizim beslenmemize gösterdiğim özeni, kedilerimin beslenmesine de göstermeye başladım. Evet biraz el yordamıyla olmasına rağmen, iyi gidiyordu. Bilgilendikçe, beslemek ile bakmak arasındaki büyük farkı da gördüm ve ona yöneldim. Beslenme, eğitim, hastalıklar, tedaviler hakkında bilgilenmeye çalışırken, internet imdadıma yetişti. Yurt dışındaki kaynaklara ve kedi sahiplerine, veterinerlere ulaştım. Ve gördüm ki, bu konular bir derya imiş. Vazgeçmedim, okudum, araştırdım, araştırdım…

Bu arada besin değerleri nedeniyle önerilen Premium mamalara geçtim. Bir süre sonra tek tük sağlık sorunları ortaya çıkmaya başladı. Bilgilerimden yararlanarak, veterinerlere danışarak, ufak sorunları veterinerler ile birlikte halletmeye çalıştım. İyi niyetle de olsa, yapılan pek çok hatalar canımı, tüylü bebeklerimin canını çok yaktı. İşin mali boyutunu saymıyorum bile. Bu acı tecrübeler, bir sonraki adımda onların yaşam kalitesini artırmak yönünde büyük dersler oldu bana. 1998 yılında obez ve 11 kg olan kedilerimden birinin sağlığının bozulup, giderek ağırlaşması, diyabet teşhisinin konulup, bir türlü tedavi edilememesi, küçücük bedeninin delik deşik edilmesi, çareyi yurt dışında arayıp bulmamı sağladı. Aylarca bilgisayar başında verilen eğitimler sonrası, kan almayı, insülin yapmayı, diyetini ayarlamayı ve daha pek çok konuyu öğrendim. 1 yılın sonunda kedim insülinden tamamen kurtulup, eski sağlığına kavuşunca, öğrendiğim her şeyi web sitesi kurarak paylaşıma açtığımda, bu acıları çeken yüzlerce kişi olduğunu gördüm.  

Bundan sonraki yazılarımda adım adım pek çok konuya değinmeyi düşünüyorum. Ancak bugün en temel sorunlardan biri olan, beslenme ile başlamak istiyorum. Çünkü kuru mama üretim ve pazarlama aşamalarını araştırdığımda büyük bir şok yaşamıştım. Dünyanın parasını vererek, kedilerimi hasta ediyordum. O günden sonra kedilerime kuru mama vermeyi bıraktım. Doğal ve ev maması ile beslenmeye başladıktan sonra kedilerimin az tüy döktüklerini, eski canlılıklarına kavuştuklarını, 11 kg’lık kedimin 6 kg’a düştüğünü görmüştüm. 

Kedilerin sindirim sistemleri çok hassastır. Sık sık ishal vakalarıyla karşılaşırız. Bir maden mühendisi dostum, arazide kendilerinin de sık sık ishal vakası yaşadıklarını, bunun için Sepiyolit isimli bir kayacı toz haline getirip içtiklerini ve ishalin kesildiğini anlatıp, bir miktar Sepiyolit vermiş ama çok dikkatli kullanmamı tembihlemişti. Küçük parmağımın ilk boğumu kadar bir miktarı korkarak kullanmıştık. Çünkü fazlasının böbreklerden atılamayıp, tahribe neden olabileceğini söylemişti. Kedilerimde, dostlarımın kedilerinde pek çok kez fayda sağladık. Ancak hep çok az bir miktarda ve dikkatle kullanarak…

Geçen yıl, bir dostumun kedisinde kronik ishal vakası ortaya çıkınca, elimde kalan son parçayı da ona gönderdim ve Sepiyolit aramaya başladık. Hiçbir firmada bulamadık. Nedenini öğrenince ise çok büyük bir şok yaşadık. Bazıları kedi kumu imal eden firmaların tonlarca aldığı için bulamadığımızı söyledi ki, bu makuldü. Ancak bir başka firma, mama firmalarının tonlarca aldığını söyleyince dehşete kapıldık. Kuru mamalarda katılaştırıcı madde olarak kullanılıyormuş. Biz, minicik bir parçayı korkarak kullanırken, kuru mamalarda kullanılıyor olması, son yıllarda hayvanlarda böbrek, karaciğer, bağırsak (ishal, megakolon) vb hastalıkların artmasının nedenlerinden biri olsa gerek diye düşünüyoruz. 

Kuru mamaların, çok yüksek ısılarda işlenen ve peletler haline getirilen malzemelerin (çoğunlukla kalitesini bilmediğimiz karbonhidratlar, bitkisel proteinler ve hayvansal atıklar) üzerine çeşitli vitamin ve mineraller püskürtülerek, çok besleyici gıdalar olduğu söylenir. Oysa bu kadar yüksek ısıdan sonra nasıl bir “besin değerinin” olabileceğini, hayvanların midelerinde “mekanik doyum”un dışında nasıl bir yarar sağlayabileceğini (yurt dışındaki yayınlar dikkatle incelendiğinde, kaliteli hayvansal bir gıdanın 4-5 saatte sindirilebilmesine karşın, kuru mamaların dibe çamur gibi çökerek 13-15 saat civarında midede kaldığı belgeleriyle anlatılır), %100 etobur olan bu canlıların karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye zorlanarak metabolizmalarında ne gibi değişiklikler meydana getireceğini sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum.  

2008 Yılında, web sitemde (www.diyabetikkedi.com) yayınladığım Kuru Mama Üretimi isimli makalenin de (http://www.diyabetikkedi.com/tr/2008/04/26/kurumamauretimi/#more579) ilginizi çekebileceğini sanıyorum. Tüylü dostlarımızla, sağlıklı ve keyifli günler diliyorum. Patili kalın J.

H. Fatoş GÜR AKINOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir