GÖNÜLLÜLÜK İŞİ

Derneğimizin bir internet sayfası var. En yukarıdaki dernek adının hemen altına bakarsanız, biraz daha küçük puntolarla Çiğdemim’in temel ilkelerini okuyabilirsiniz: “Bağımsız, tarafsız, gönüllü”. Üçü de çok değerli niteliklerimiz. Bunlar arasında, derneğin üyesini en yakından ilgilendiren kuşkusuz derneğin amaçları için gönüllü olmayı kabullenmektir.

Gönüllülük, karşılık beklemeksizin başkalarının yararına kendinden vermek demektir. Bu yararı, tek başınıza emeğinizi vermekle de, özünüzden çıkarıp sunma ile de yaratabilirsiniz. Gönüllüğün bir başka yolu daha var. Bir grubun içinde görev alır, grupca yapılan bir etkinlikle o grubun dışındaki “diğerleri”ne yarar sağlamaya yine karşılık beklemeden katkınız olur. Bunlardan birincisine bireysel gönüllü olmak, ikincisine grup gönüllüsü olmak diyelim. Kan bağışçılığı bireysel bir gönüllülüktür. Uzak  ve yoksul köy okullarının yapı onarımına kol gücüyle katkı vermek ise grup gönüllüsü olmayı getirir.

Gönüllülüğü, iki ucu arasında dağlar kadar anlam farkı olan bir tahterevallide yer tutmak olarak görürüm. Tıpkı aşağıdaki şekildeki gibi.

Gönül gezginliği ucuna doğru kaydıkça, karşılıksız verme yerini keyfiliğe bırakmaya başlar. Canı çekince işin içinde görünüp, hiçbir düzen, kural veya bilgilendirmeye dayanmadan kayıplara karışan ‘gönüllüler’ bana hep gönül gezdiriyorlar gibi gelir. Söylenilen saatte görevini yapmaz; söz verdiklerini birer bahaneyle atlatmaya bakar; olmadık eleştirilerle haklı çıkmaya çalışır; öğrenmeden her işe girişmeye kalkar gönül gezginliğine kayanlar.

Ya diğer uçta? Orada da, gönüllünün her yaptığını ancak komutlara uymak koşuluyla, nedenini bilmediği yasaklara özen göstererek yerine getirmeye zorlandığını görürüz. Bütün kararları başkaları verir, kuralları koyan ve kaldıranlar gönüllüye aldırmaz, uygun olup olmadığına bakmaksızın görev ve sorumluluklar yüklenir, eski gönüllüler yenilere kendi yaptıkları iş planlarına göre habire iş buyurur. Bunu da tahterevallinin sol ucuna, gönüllü köleliğe yaklaşıldığı durum diye adlandırırım.

Gönüllülerle bir işi kotarmak sanıldığından zordur. Çünkü herkesin tahterevallide durulan yer konusunda görüşü farklıdır.  Kimi gönüllü kendini gönüllü köle yerine koyuyorlar diye alınganlık gösterir, kimi gece gündüz kendini paralamasına bir karşılık bekler ve diğerlerinin sözünü dinlememesine içerler. “Emek vermek” her insan için farklı ölçülerle değerlendirilir. Kimi için günlerce didinmiş olmak olağan gönüllülük gereğidir. Kimi bir öğleden sonra tuttuğu nöbetin yorgunluğunu gözünde büyütür de büyütür, bütün etkinliğie sahip çıkar.

Gönüllülük, vaktinde ve yeterince bilgilendirme, içtenlikli olma ve her an rıza almayı gerektirir. Karşılık beklemeyen gönüllülerin her biri, işi her an aynı ciddiyetle ele almayabilir. O yüzden gönüllülerle çalışılırken “hata payı”nı biraz bolca bırakmak iyi olur. Bir işi yapmasını istediğiniz gönüllünün arkasından tüm yaptıklarını silip kendinize göre düzeltirseniz, bir gönüllüden aldığınız yedi sekiz sayfa tutan yazıyı başka bir gönüllü ile tamamen değiştirip, görüş almadan nihai metin olarak kullanırsanız, yapınızın bir yanını canınız nasıl çekiyorsa öyle değiştirirken tadilat işinde gönüllülerden yardım beklerseniz, gün gelir zorlanırsınız. O yüzden gönüllüyü, gönlünü hoş tutarak kurallarınız konusunda net bilgilerle baştan eğitmeye, her adımınızda ilgili gönüllüleri arayıp görüşlerini almaya, birlikte çalıştığınız gönüllüye her adımın izahatını yapmaya, planlamayı ortak yürütmeye alışmalısınızdır.  Dedik ya, gönüllü çalışılır demek, özen ister, dinlemeyi ve anlamayı fazlaca gerektirir, bir çırpıda ve rahat uygulanamaz. Tahterevallide denge olmadan oynamanın keyfi çıkar mı?

M.Sinan KAYALIGİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir