DİLDE TÜRKÇELEŞME: DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI

Prof. Dr. Ayhan SEZER

Türklerin İslam dinini kabul etmesiyle birlikte Arapça ve Farsça Türk devletlerinde gözde diller oldu. Türkçe sadece günlük konuşma dilinde kullanılan bir dil haline geldi.Osmanlı İmparatorluğunda da bu durum değişmedi. Arapça ve Farsça resmi yazışmalarla birlikte edebiyat ve bilimin de dili oldu.

Osmanlıca, dünya diller tarihinde eşi görülmemiş bir karma dil oldu. Arapça ve Farsça sözcükler birlikte kullanılmaya başlandı. Arapça sözcüklerle Farsça “terkipler” yapılmaya başlandı.

Osmanlı Devleti devletin asli unsuru olan Türklerin dili Türkçeyle ilgilenmedi. Bu açıdan Avrupa’daki gelişmelerin tam tersi bir yol izledi. Osmanlı şairleri de Türkçeyi şiir yazılabilecek bir dil olarak görmedikleri için Arapça ve Farsça sözcüklerle şiirler yazdılar.

On beşinci yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da, ulusal dillerin dilbilgileri yazılmaya başlanmıştı. Kitapları yazanlar eski Yunan geleneğinden Aristo (M.Ö. 384-322), Plato (M.Ö. 423-347), Dionysius Thrax (M.Ö 170-90) gibi dille ilgilenen düşünürler ile Varro (M.Ö. 116-27) ve Priscian (M.S. 5. yüzyıl) gibi Romalı dilcilerin çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi sahibiydiler.

Ne bu çalışmalar ne de 15. yüzyıl sonrası yapılan dilbilim çalışmaları Osmanlı İmparatorluğuna ulaştı. Türkçeye ilgi ancak Cumhuriyet dönemi ile başlayabildi.

Üniversitelerimizde açılan dilbilim bölümlerinde Saussure, Bloomfield, Hockett ve Chomsky gibi dilbilimcilerin çalışmaları incelenmeye başlandı. Kimi dilbilim çalışmaları Türkçeye çevrildi ve dilbilim kitapları da yazıldı. Ne var ki bu çalışmalar üniversitelerimizin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde kendilerine yer bulamadı. Bu bölümler çoğunlukla çağdaş dilbilimle hiç ilgilenmeden dilbilgisi çalışmalarını sürdürmektedirler.

DTCF’de büyük bir öngörüyle Türk Dilbilimi bölümü açıldı ama ülkemizin genelinde dilbiliminin ne olduğunun bilinmemesi nedeniyle bu bölümden mezun olan öğrencilere Türkçe öğretmeni olma hakkı verilmedi.Türkçe öğretiminin niteliğinde yapılabilecek çok büyük atılımın önü kesilmiş oldu.

Günümüzde orta öğretimde,öğrencilere hâlâ yerleşmiş yanlış bilgiler aktarılmaktadır. Durum gerçekten üzücüdür.Biçimbilim alanında Dionysius Thrax’ın 2100 yıl önce yazdığı Technē grammatikē düzeyine ulaşılmış değildir. Plato’nun tümceleri “konu” ve “konu hakkında söylenilen şey” olarak nasıl ikiye ayırdığı bilinmemektedir.

İki bin beş yüz yıldır bilinen HARF ve SES ayrımı bile dilbilgisi kitaplarımızda görülmemektedir. On yıldan fazla bir sure Türkçe eğitimi danışmanlığı yapmış bir yazarımız Anadolu liseleri için yazdığı dilbilgisi kitabında “Türklerin gırtlak yapısı ancak yirmi dokuz tane ses çıkarmaya elverişlidir. Bu yüzden Türk alfabesindeki harfler, yani seslerin işaretleri, yirmi dokuz tanedir,” diyebilmektedir.Okullarımızda ekler hâlâ“kendi başlarına anlamı olmayan öğeler” diye öğretilmektedir oysa eklerin anlamsız olamayacağı Sokrat’tan bu yana bilinmektedir.

Bir tanınmış dilbilgisi yazarımız da“devrik” tümcelerin “milli” olmadığını ve bir Türkün“ancak telâşlandığı, dili dolaştığı acele konuşmak zorunda kaldığı, kısaca şaşırdığı zaman devrik cümle” kullandığını iddia etmektedir. Bu tür bir iddia üç bin yıldır “gülünç” bir bulunan bir iddiadır.

Türkçe dilbilgisi kitaplarımızda dilbilgisi terimleri gelişigüzel ve çelişkili bir şekilde sunulmaktadır.

Bergamalı Kadri 16. yüzyılda yazdığı ama ancak 1911’de bulunanMüyessiret’ül Ulûm’un giriş bölümünde çok önemli bir gözlemde bulunmaktadır:

“Bir insan kendi toplumunun dilini kaideleriyle bilirse, başka dilleri de kolayca öğrenebilir.”

Ne yazık ki Bergamalı Kadri’nin yararlanabileceği bir Türkçe dilbilgisi olmadığı için Arapça dilbilgisi gözlüğüyle Türkçe dilbilgisini incelmeye çalışmıştır.

Müyessiret’ül Ulûm’dan 300 yıl kadar 1882’de basılan Abdurrahman Fevzi Efendi’ninMikyâsu’lLisân Kistâsu’l-Beyân’ı da aslında Arapça dilbilgisi üstüne oturtulmaya çalışılmış bir Türk dilbilgisidir. Kitapta kullanılan “sıyag-ı mütenevvi’a-i muhtelifü’I-‘ünvânât”, “emr-i mürekkeb-i izâfî-i istimrârî-i intisârî-i ibtidârî-I mükerrerü’l-‘amel”, “zamîr-i muttasıla-i müsnedün ileyh” ve “zamme-i münfetiha” gibi terimler kitabın nasıl bir Türkçe dilbilgisi olduğu hakkında fikir vermektedir.

Kirk Hazen şöyle söylüyor (2015:xx)

Herkesten iki dilbilim dersi alıp geçmeleri istenseydi, dünya daha iyi bir yer olabilirdi çünkü insanlar mantığa uygun ve bilimsel açıklamalar talep ederdi.

Türkçe öğretimin liselerde ve üniversitelerde daha etkin olabilmesi için ilk koşul, dil öğretmenlerinin çağdaş dilbilimi ve çağdaş dil çözümlemeleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmalarıdır. Başka kestirme bir yol yoktur.

NOTLAR

  1. Mikyâsu’l-Lisân Kistâsu’l-Beyân hakkında ayrıntılı bilgi aşağıdaki kaynakta bulunabilir. Başlıkta “dilbilgisi”teriminin “dil bilgisi” şeklinde ayrı yazıldığına dikkat ediniz.Gazi Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümünde araştırma görevlisi olan Erdem’in makalesinde “dil bilgisi” ve “gramer” terimleri eşanlamlı olarak kullanılmaktadır:

Erdem, İlhan. “Mikyâsu’l-Lisân Kistâsu’l-Beyân’daki Dil Bilgisi Terimleri.” Turkish Studies / Türkoloji Araştırmaları. Volume 2/2 Spring 2007. (s. 192-216)

  • Dilbilimle ilgilenmek isteyenlerin ilk okumaları gerekli kitap belki de Prof. Dr. Özcan Başkan tarafından Türkçeye kazandırılmış olanDilbilim Üzerine Tartışmalar’dır.(Özgün yapıt: Eugene A. Nida, Linguistic Interludes, 1947.

KAYNAKÇA

Hazen, Kirk. (2015). An Introduction to Language. West Sussex: John Wiley and Sons, 2015.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir