ÇİĞDEM’DE SAĞLIK SÖYLEŞİLERİ

Ruhsal Dengemizi Kurmada Düşünsel Olgunlaşmanın Rolü Söyleşimizi 19 Şubat 2019 Salı akşamı uzman Dr. A. Ahmet Ertürk ile gerçekleştirdik. Doktorumuz konuya şu ünlü dizeleri okuyarak girdi ve ruhsal sıkıntıların evrensel boyutunu vurguladı.

Tanrım, beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek, kalbimi dinlendir.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek, bu telaşlı hızımı dengele.
Günün karmaşası içinde bana, sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret.

Ve hepsinden önemlisi… Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver.

M.Ö.2000 yıllarına ait bu dua Hititlere ait. Demek ki insanlık, 4000 yıldır yaşamın getirdiği sorunlar ve sorumlulukların ağırlığı altında ezilmemek için çabalayıp duruyor. Günümüz yaşam koşullarının ağırlığı, sosyal çevrenin baskıları, hızla gelişen teknolojiye uyumlanma sorunları gibi yaşamla aramızdaki dengelerin, ruhsal sağlığımızın da dengesini bozduğu bir gerçek.

Bu konuda doktorumuz;

“Ruhsal dengeyi korumak, tarihin her döneminde insanlığın temel sorunlarından biri olmuştur. bilimi sayesinde, birçok hastalık çeşitli

yöntemler uygulanarak başarıyla tedavi Psikiyatri edilmektedir” dedi. Bu yöntemlerin en bilinenlerinin; ilaçla tedavi, grup ve bireysel terapiler, test ve anketler olduğunu ekledi. Her dönemin bilgileri ışığında ilaçla tedavi yöntemlerinin oldukça sevindirici sonuçlar verdiği halde, dengemizi korumak adına bilinçsiz kullanılan bu anti-depresif ilaçların sakıncalarının üzerinde durdu.

Ayrıca, düşünsel olgunlaşma kavramını tarihi süreç içinde açıklayarak;

 İnsanlık, tarih boyunca hangi aşamalardan geçtiyse düşünsel olgunlaşma da aynı süreçlerden geçmiştir. İlk çağlarda tüm hastalıkların nedenini kötü ruhlara, cin ve şeytanlara dayandıran insanlar, iyileşmeyi de tanrılardan bekliyorlardı(dini dönem). Sonraları sağlıklı yaşamı mutlulukla bağdaştırdılar ve mutluluğun peşine düştüler(felsefi dönem). Bilimler ise birer birer felsefeden ayrılıp evreni, fizik çevreyi, maddeyi, insan bedenini araştırdılar, teknolojiyi ve ilaçları keşfederek tedavinin mümkün olduğunu kanıtladılar (pozitivist dönem). Fakat, düşünsel olgunlaşma yaşam gerçekliğine dahil oldukça, varoluşu temellendirmeye yönelik arayışlar ve felsefi görüşler de insanlığı meşgul etmeye devam etti. İnsanın üstünlüğü, onu diğer canlılardan ayıran özellikleri sorgulandı.Varoluşun dört temel belirleyicisi olan, ölüm, özgürlük, yalnızlık ve yaşamın anlamı kavramları Freud, Nietzsche ve Kant vb. filozoflar tarafından açıklandı.

Dr. Ahmet Ertürk bu güzel bilgileri ayrıntılarıyla paylaştıktan sonra çeşitli terapi yöntemlerinden “felsefeyle terapi”nin son yıllarda uygulanan varoluşçu boyutuna değindi. Burada öne çıkan SokratikSorgulama yönteminin ise felsefe tarihinin en eski soru sorma tekniği olduğunu, bu soruların tüm insanlık için ortak ve evrenin özü olan gerçekleri arayan sorular olduğunu vurguladı.

Özetle,

Doğru sorular sayesinde, doğru düşünmeyi öğrenip, bilgiyi rehber edinerek, zaaflarımız ve güçlü yanlarımız ile birlikte dünyaya ilişkin bütünsel farkındalık kazanılmasının daha az ilaç tüketimi, daha az psikiyatri başvurusu sağlayacağını öğrendik.

Aslında, yaşamı kendimize en az zarar vererek, daha kolay ve mutlu geçirmemiz mümkün!Gelin bugünden sonra, cesaret, sabır, akıl ve dost kavramlarını yukarıdaki Hitit Duasını bir kez daha okuyarak gözden geçirelim.

Sn.Dr. A. Ahmet Ertürk’e ve etkinliği düzenleyenlere teşekkür ederiz.

Nefise Öke

Hits: 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir