AYLA KUTLU- YEDINCI BAYRAK (URUMELI’DEN İZMIR’E)

Turhan DEMİRBAŞ-Başak Sitesi

Ayla Kutlu’nun “Bir Göçmen Kuştu O” kitabını okuduktan sonra, diğer çıkan kitaplarını da almak istedim. “Sen de Gitme Triyandafilis” adlı öykü kitabını okudum. 14 Şubat Dünya Öykü günü için Çiğdemim Derneği’ne davet edilmişti.Orada “ Metruk Kadınlar Mezarlığı” kitabını almış ve okumuştum.Ayla Kutlu’nun eserleri 5 ayrı filme senaryo konusu olmuştu. Tunç Başaran bir söyleşide yazlığa giderken birçok kitap aldığını söyler. Bu kitapların arasından en çok “Sen de Gitme Triyandafilis”kitabını beğenmiş ve filmini çekmiştir.

Yedinci Bayrak kitabı bir ailenin Balkanlardaki hayatını anlatır.Şöyle devam eder; “Üsküp’te, Rumeli’nin en büyük camilerinden olan Sultan Murat Camisi’nde resmi dua ve Osmanlı’ya şefaat günü düzenlendi. Üsküp sallandı o gün. Hem korkutan, ama zarar vermeyen depremdi sebep, hem de okuyup okuyup semaya salıverdikleri duaların kudretiydi. İstanbul kapılarında Rus ordusu, akıllarının alacağı şey değildi. O Rumeli ki, İstanbul dendiğinde, Kabe’ye girmiş gibi ilahi bir heyecanla titreyen, gözyaşlarına boğulan halkı vardı.

Üsküplüler, uzun, bozuk ve tehlikeli kervan yollarını aşanların taşıdıkları ayrıntılı haberlerle büsbütün perişan oldular. Yol boyunca karşılaştıkları ölüm, hastalık, sefalet, bedeni ve ruhu incinmiş ahali, kervancıları dilhün eylemişti. Rus ve Bulgar ordularının geçtikleri yerlere saçtığı zulüm dayanılır türden değildi.”

Osmanlı ile Ruslar arasında imzalanan Ayastefanos Antlaşması uygulanmayınca Berlin’de barış konferansı toplanmış ve Osmanlı için çok ağır şartlar imzalanmıştı (1878). Bosna bırakılmış ve bir miktarda altın ödenmişti Osmanlı’ya. Yıkıldı kaldı Bosnalılar. Padişah Abdülhamid’e çok beddua ettiler Bosnalılar. “Paraya sattı bizi, bilseydik bu parayı biz öderdik.” dediler. Artık Bosna camilerinde Osmanlı Padişahı adına hutbe okunmayacaktı. Vatansız bırakılmak bu kadar kolay mıydı?

Tuna paylaşılmıştı artık, kuzey kıyıları Osmanlı’dan koparılmıştı. Şark insanı her yerdeki gibi, burada da gerçekleri kabullenmek konusunda isteksizdi. Berlin Antlaşması’yla Rumeli bıçakla ayrıldı. Kafkasya’daki etki zaten on beş yıl öncesinden bitmiş, Kafkasya halklarının çoğunluğu gemilerle Anadolu’ya taşınmıştı.

Osmanlı elinden çıkan büyük toprak parçalarını, şehirleri saymakla bitiremedi. Tuna Nehri ile koptu kopacak bir bağ kalmış. Doğu Tuna Vilayeti diye valisi Hıristiyan, idaresi Hıristiyanların elinde olacak, sözüm ona Osmanlı’ya ait bit vilayet kurulmuş, Tuna deltasındaki adalar topluluğu Romanya’nın. Üstelik adalardaki bütün kaleler hemen yıkılacak. Çok incitici bir şey bu. Tuna demek, Rumeli Osmanlısının hayat pınarı demek.

Kıbrıs gitmişti. Bosna Hersek’in kesin gidişi anlaşmayla tescil edilmişti. Teselya gitmiş, Niş Sancağı ile Prut Sırbistan ile Eflak Krallığına verilmişti, o da ayrı bir devlet olmuştu. Eflak, Boğdan adları unutulmalıydı artık, Tuna’nın kuzey kıyısı, yani Boğdan ile Eflak’ın devlet adı Romanya’ydı. Bitmedi, Bulgarlar ile Karadağ ayrı devletler oldu. Üsküp bile gitti gidecekti. Bilmem ki ömrü var mıdır, yok mudur?

Edirne 1913 yılının 26 Mart günü Bulgarların eline geçti. Halk kuşatma ve ağır kış koşulları yüzünden tarihinin en acıklı ve umutsuz günlerini yaşadı o şehrin içinde. Arda ve Tunca, denize insan ölüleri taşıdılar sürekli. Açlıktan ölenler, düşman elinden ölen askerler, düşmanın hoyratlığının ve şiddet tutkusunun kurbanı olan saldırıya uğramış sonra öldürülmüş kadınlar, salt öldürme tutkuları yükseldiği için nedensiz öldürülmüş masum çocuklar, donmuş insanlar… O savaşlar, Balkan halklarını ne kadar vahşet tutkunu olduklarını tarihe yazıldığı en büyük savaştı. O güne kadar böylesi görülmemişti.

Sonra… Toprağın üstüne serilmiş yüz binlerce insanın kemikleri toplanmış, İngiltere bu kemikleri alarak kaliteli porselen yapımı için ticari mal değerlendirilmesiyle kullanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir