ANKARA’DA BİR CENNET PARÇASI

Alper Akçam

Fotoğraflarını paylaştığım yer, Ankara yerleşim sınırları içinde. En güneydeki Çiğdem Mahallesi’ne komşu ODTÜ Ormanı’nda… On yıllar öncesinden beri dikenli tellerin koruduğu bu ormanın bir parçası olmayı başarmış olduğundan “petrol/beton tüccarları-din/merhamet bezirgânları ekonomi ve siyaset ortaklığı”nın doğaya yönelik yamyamca saldırılarından kendisini kurtarabilmeyi başarmış…

Tam on iki yıldır gitmemiştim o ormana. Bir süredir yanında kaldığım annemin evine komşu bir bölgedir… Önceleri mahalle yerleşiklerinin güle oynaya yürüyüşe çıktığı bu bölge, nicedir kontrolsüz çoğalan, sabaha kadar bağıra çağıra sürüler halinde birbirlerine, zaman zaman da yakın caddelerden geçenlere bile saldıran sokak köpeklerinin egemen olduğu girdikleri bir alana dönüştü. Dün sabah bir avuç insanın elde sopa korka korka girebildiği (çok uzaklardan gelen süslü bayanların arabalarının bağajında getirdikleri yiyecekleri bu hayvanların önüne dökerek ne kadar sevgi dolu olduklarını kendilerine kanıtladıkları – insana asla değil- köpeklere gösterdikleri bu şefkatle çok ucuza vicdani yüceliğe kavuşmuş oldukları) bu ormana ben de girdim…

On iki yıl önce bıraktığım güzelliklere yeni güzellikler katılmış. Çamlar, söğütler,badem ağaçları kocaman olmuş; iğdeler iyice büyüyüp mevsim gereği çiçeklerini açmış; her taraf yaban gülleriyle, kırmızı gelinciklerle sarılı mavili çiçekleriyle donanmış. Baş döndürücü güzel kokular içinde kırk beş dakikaya yakın bir tırmanışla varılabildiğim o gürül gürül su akıtan doğal kaynağın yanındaki selviler ve söğütler de gökyüzüne doğru özgürce dallarını, yapraklarını sürmüş, kocaman ve doğal bir şemsiye açmış oraya… Eğildim kana kana su içtim…

Eve döndüğümde kendimi doğanın sevgi dolu kucağında yenilenmiş ve mutlanmış buldum…

Bir gün önce de bana çok pahalıya mal olmayacak bir çalışma evi aramak amacıyla Cebeci sırtlarına, çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği mahallelere gitmiştim. Soluk alınabilecek en küçük bir alan bile bırakmamış yapsat bezirgânları ve betona sahip olarak zengin olduğunu sanan açgözlü insanlar… Bir zamanlar top oynadığımız, badem ağaçlarının altında ve yakındaki kayalıkların üstünde gece yarılarına kadar sohbet ettiğimiz alanlara uyduruk, şekilsiz apartmanlar dikilmiş. Sokaklar otomobilden geçilmez olmuş.

İkisi de Başkent Ankara’nın içindeki bu iki semt, doğanın güzel yüzüyle açgözlü insanın çirkinliğini yan yana koyarak karşılaştırmamızı ve bir kez daha düşünmemizi sağlıyor. Ders alabiliyor muyuz yaşadıklarımızdan; bunu sınıyoruz. Son zamanlarda tanığı ve ister istemez tarafı olduğumuz kimi siyasi tartışmalar içinde “petrol/beton tüccarları-din/merhamet bezirgânları ekonomi ve siyaset ortaklığı”nın toplumun en az yarısını hâlâ kendi tarafında tutabildiğini görüyoruz. Ayrıca, çarpık kentleşmeye karşıymış gibi görünen kesim içinde de müteahhit çapuluna ortak olan, onlara her türlü olanağı sağlayan politikacılar ve yerel yöneticiler olduğunu da biliyoruz. Bu tarafın sağladığı tek olanak itiraz hakkıdır belki; çok işe yarıyor olmasa da, konuşmak, tartışmak hakkıdır; bu insanlık hakkının farkındalığıdır…

31 Mart seçimleri Dostoyevski’nin o ünlü sözünün ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu göstermişti.

“İnsan asla bir piyano tuşu değildir” demişti o büyük yazar… Batı Emperyalizmi ve onun Şarkiyatçı politikacılarının Doğulu siyaset ve din bezirgânlarıyla el ele, FETÖ örneğinde somutlaşmış kültürel politikaları ve onlarla çatışıyor görünse de aynı kulvarda yer alanların onlarca yıldır uyguladıkları akıldan arındırma, din ve menfaat ipiyle kendilerine

bağlama oyunlarına karşın, toplum, direniş gücünü ve aydınlık geleceklere olan insancıl umudunu yitirmemiş; tersine çoğaltarak İstanbul örneğinde olduğu gibi inanılmaz bir ders vermiştir. Uyduruk gerekçelerle seçimi iptal ettiler; aynı koşullarda yeniliyorlar. Bakalım bu kez nasıl oyunlar çevirecekler…

İyiyle kötünün, yalanla doğrunun, güzelle çirkinin farkı iyice ortaya çıktı; görün artık ey benim insanlarım… Görün ki “Her şey Çok Güzel Olacak” diyebilme hakkımızı elimizden almasınlar…

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir